YENİ NESİL ÜRETİMLERİN PEŞİNDE

Sergi turlarım esnasında, galeri sahiplerinden piyasaya ve sanatçılara dair yeni haberler almaktan keyif duyuyorum. Hem güncel sanat ortamımızın gidişatını öğrenmiş hem de onlarca etkinlik arasında gözümden kaçan üretimleri keşfetmiş oluyorum.  Bu hafta da İstanbul’un en eski galericilerinden olan, uzun zamandır görüşemediğim Fatoş Saka ile Kare Sanat’ta izleyiciyle buluşan sergiyi gezme şansım oldu. Keyifli bir sohbet eşliğinde eserleri incelerken yeni jenerasyon kadın sanatçılarımızın yükselişini de değerlendirmiş olduk.

Çağlar boyunca çeşitli uygarlık ve toplumlarda farklı düzeyde yerler edinse de bazı temel kalıplarla ötekileştirilmekten kurtulamamış kadın kimliğine odaklanan “Köşedeki Kadın” isimli sergi, çeşitli disiplinlerde üretilmiş eserleri bir araya getiriyor. Aile içi şiddet, eğitim hakkından mahrumiyet, çocuk gelin kavramı, günlük hayat ve iş hayatındaki önyargılı bakış gibi sorunlardan bir türlü yakasını kurtaramamış kadınların sesi olarak değerlendirdiğim bu başarılı çalışmaları görmek bana umut verdi. Toplum içindeki konumunu, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda dahi eril iktidara karşı direnen dişiliği ile sağlamlaştırmak durumunda kalmış kadın figürü üzerine yeni bir tartışma açan sanatçılar, yerinde bir söylem geliştirmeyi başarmış diyebilirim.

Denizhan Özer küratörlüğünde gerçekleşen sergide, en beğendiğim işlerden biri Leyla Emadi’nin eski hamam çeşmesi formundaki yerleştirmesi oldu. Çocuk istismarına dokunaklı ve çarpıcı bir ifadecilikle yaklaşan sanatçının, böylesine derin bir konuyu abartısız bir şekilde işlemesini yerinde buldum. Pakistanlı sanatçı Mehwish Iqbal’in kumaş üzerine ipek baskı ve dikiş tekniğiyle ürettiği göz alıcı çalışması, Bahar Oganer’in görmeye alıştığımız rengarenk tuvallerinin aksine yalnızca siyah beyazı tercih ettiği anlamlı resmi, Meltem Sırtıkara’nın sıra dışı görsel dilini konuşturduğu eserleri ve Hayal İncedoğan’ın sembolik anlamı yüksek video çalışması serginin diğer öne çıkan işleri bana göre. Uzun zamandır takibimde olan Manolya Çelikler’in kitap sayfalarını heykelsi objelere dönüştürdüğü işleri de hayranlık uyandırıcı. Hem tematik hem görsel açıdan oldukça tatmin edici bu seçkiyi mutlaka görmelisiniz, 30 Nisan’a dek devam ediyor.

Köklü bir galerinin ardından taze sanat mekânı Öktem&Aykut’a geçtim ve yeni nesil galericilerimizin İstanbul sanat ortamına kazandırdıkları genç bir isim olan Jennifer İpekel’in ilk kişisel sergisini gezdim. İçinde bulunduğumuz çağa ayak uydurmaya çabalayan bireyin, gündelik yaşamına dair kesitleri yer yer gerçeküstü yer yer dışavurumcu bir dille ifade eden İpekel’in çalışmalarını heyecan verici buldum. Bu kaotik dönemin insanlara dayattığı belirsizlik, kaygı, şaşkınlık, karamsarlık gibi hisleri başarıyla yansıtan “ATOMTAXI” isimli sergi, başlığını, Jered Higgins’in distopik edebiyat eseri Genesis’te, toplumsal sınıflar arası seyahati mümkün kılan araçtan alıyor. İpekel’in enerjik, renkli ve mizahi dokunuşlar içeren eserlerinde Avrupa’nın modernist ustalarından izler bulmak da hoşuma gitti diyebilirim. Umut vaat eden bir isimle tanışmak için 29 Nisan’dan önce Öktem&Aykut’u ziyaret edin derim.